Girişimcilik ve İnovasyon Kültürü: Ongun Tan ile Kısa Bir Sohbet

Okuma Süresi: 10 dakika

1) Öncelikle kendinizden kısaca bahseder misiniz? Ongun Tan kimdir? Eğitim hayatınızdan kariyerinizdeki bu noktaya kadar hangi yollardan geçtiniz?

-Tarsus Amerikan Koleji mezunuyum, sonra fizik mühendisliği okudum. Yaklaşık 5 sene kadar yazılım yaptım, herhalde o sıralarda binlerce satır kod yazmışımdır. Sonra 5 sene kadar teknoloji, telekom ve medya şirketlerinde yönetim danışmanlığı yaptım. İlk olarak  İstanbul’daydım, sonra Londra’da. Londra dönüşünde Turkcell stratejik pazarlama bölümüne girdim. Orada çalıştığım 4-5 sene içerisinde kendi girişim fikirlerimi zaten yavaş yavaş kurmaya başlamıştım. Makers Türkiye de onlardan biriydi aslında.Yaklaşık 20 yıla yakın teknoloji, strateji ve pazarlama tarafında deneyim sahibi olduktan sonra bu noktaya geldim.

2)Eğitim hayatınız devam ederken profesyonel olarak eğilmek istediğiniz alanı nasıl seçtiniz? Bu süreçte neler yaşadınız?

-Ben “Fizikçi olacağım.” diyerek sadece fizik yazmıştım, başka bölüm yazmadım. Sonra 5 senede zor bitirdim bölümü:) Yapmak istediklerim için bilimsel altyapının Türkiye üniversitelerinde olmadığını fark ederek fizikten vazgeçtim. Aslında bilgisayara hep çok meraklıydım. Türkiye’de internet ilk çıktığında bağlatan, hatta servis sağlayıcı altyapısını hackleyerek internete giren jenerasyonuz biz. Kimsenin internetinin olmadığı, 0850’li hatları arayarak internete bağlanılan yıllardı. Baktım teknoloji ile ilgiliyim ve yazılım seviyorum, yazılım sektörüne gireyim diyerek ilk öyle başladım. Zaten bölümümü okuduğum sırada fizik istemediğimin farkına varmıştım. Bölümü bitirir bitirmez de yazılım işine girdim ve öyle devam etti aslında. Eğitim sertifikasyonuna girdim, o sertifikaları alınca da bir şirkette stajyer gibi çalışmaya başladım. Sonra oranın lideri olarak oradan ayrıldım. İş Bankası’na girip bir süre de orada çalıştım fakat sonra orada da çok teknik olmaktan sıkıldım. Pazarlama stratejisi, iş yönelimi vesaire gibi iş taraflarına nasıl yönelebilirim diye düşünürken danışmanlık teklifi aldım ve o işe geçtim. Sonra yurtdışı deneyimim olması gerektiğini düşünüp şirketin Londra ana ofisine geçtim, benim için çok büyük bir deneyimdi. 2 sene Londra’da kaldım.Yurtdışında çalışma deneyimini mutlaka tavsiye ediyorum. Üniversite dönemleri çok farklı ama gerçekten para kazanmaya çalışmak, oradaki profesyonel hayatı ve kültürü görmek çok farklı. O benim için çok iyi bir deneyim oldu.

3) Kariyerinize baktığımız zamana birçok şirkette çalıştığınızı görüyoruz, bunlardan biri de Turkcell. Burada gayet güzel bir pozisyonda çalışırken bırakıp kendi işinizin patronu olmak sizin için nasıl bir deneyim oldu?

– Değişik bir histi. Hatta ailem bile inanamamıştı. Turkcell’de değişimin olduğu ve genelde insanların işten çıkarıldığı dönemde ben terfii etmiştim. Zaten direktörüm de inanamamıştı. “Git sen bir hafta tatil al gel ondan sonra bakarız, istifanı öyle kabul ederiz” demişti. Ben de gerçekten eve gittim, bir gece düşündüm ondan sonra gerçekten gitmek istediğime karar verdim. Gerçekten girişimcilik zehri kana girince biraz zor çıkıyor. Kendi istediğimi yapmak ve kontrolün tamamen bende olmasını istiyordum. Özgürlük istiyordum aslında. Gerçi girişimciliğin bu kadar zor bir şey olduğunu bilseydim iki kere düşünürdüm:) Ama o zaman “Yapacağım.” diyerek böyle bir cesaretle çıkıp bu yola girdim. Çok memnunum. Kurumsala dönme niyetim hiç yok. Bu işin başarıyla sonuçlandığını henüz net bir şekilde söyleyemem çünkü sonuçta bu bir yol. Makers Türkiye büyüyor, iyi noktalara gidiyoruz ama her an her şey olabilir, serbest piyasa ekonomisi. Bu işte batmak da var çıkmak da var. Biliyorsunuz, Angry Birds oyunu aynı yapımcıların 30 küsüncü oyunu. Ondan önceki 30 küsür oyunları tutmayıp batıyor. Ama sonra Angry Birds oyunu çıkıyor ve milyar dolarlık bir şey oluyor. Batmak ve hata yapmak sorun değil aslında, oradan öğrenip o cesaretle ve o dirayetle “yapacağım” diye devam etmek gerek. Benim de 4-5 tane farklı start-up’ım vardı, onlar da battı çıktı ama tecrübe oldu benim için. Ben girişimcilikle kurumsal hayatı ev kedisi ve sokak kedisine benzetiyorum aslında. Birisi ev kedisi, konfor alanında ve rahat, ay sonu maaş yatıyor. Bu taraftan ise sokak kedisi, bir şeyler elde etmek için çabalıyor. Ay sonu mutlu değil mutsuz bir an çünkü maaş almıyorsun, maaş ödüyorsun:)  Ama tabi ki tamamen özgürlük ve her şeyin senin kontrolün altında gitmesi, ekiple beraber büyümen, bunu yaşaman muhteşem hisler. Onun için şu an hayatımdan memnunum. İyi ki yapmışım diyorum. Zamanında ayrıldığım Turkcell benim işverenimdi, şimdi müşterim oldu, bu bence güzel bir şey.

4) Peki bu sürece gelirken ne gibi zorluklar yaşadığınızdan bahsedebilir misiniz?

-Dediğim gibi ev kedisi ve sokak kedisi olayı var. Bir tarafta daha özgürsün ama çok daha belirsiz, çok daha riskli. Öteki taraf çok daha belirli ama yaratıcılığını kullanabileceğin yerler çok az, çünkü kurumsal tarafta büyük, hiyerarşik yapılar var. Planladığın şey her zaman istediğin gibi ve istediğin hızda olmuyor. İkisinin farkı bu aslında. Girişimcilik tarafındaki en büyük şey, ki son 4-5 senedir benim de yaşadığım, belirsizlik ve risk. Gerçekten çok sağlam kalp ve kafa sağlığına ihtiyacınız var. Sağlam psikoloji, sağlam kalp önemli. Gelir çok önemli, satış yapmak çok önemli. Türkiye’de “Biz kar amacı gütmüyoruz.” gibi bir şey var. “Kar amacı güdün.” diyorum ben de, para kazanın. Çünkü gerçekten girişimciysen özellikle para kazanmak en önemli şey. Şirkete para soktuğun kadar varsın,  yoksa yoksun. Çünkü zaten şirket devamlı senden para yiyor, devamlı bir masraf oluyor. Başlangıç sürecinde en başta yatırım yapıyorsun ama sonra devamlı şirketin giderleri oluyor. Devamlı olarak satış yapmak, para kazanmak önemli. Tabi Türkiye gibi bir yerde bunu yapmak kolay değil. Özellikle benimki gibi yatırım almayan, kendi maaşımdan vesaire biriktirerek kurduğum gibi bir şirketseniz en başta oradaki o riske giriyorsunuz. Üstüne bunu yeniden satış ve işi döndürmek çok önemli. Biz başta yapma ve üretme kültürünü tabana yaymayı görev alarak kurulmuş bir insiyatifken, şimdi onu aslında sosyal sorumluluğumuz olarak görüp ana işimizi inovasyon servisleri olarak kurguladık. Yani şirketlerle çalışıyoruz şu anda ve onlara inovasyon servisleri sunuyoruz. Sloganımız zamanla “Sen de Yap.” tan “Etki Yarat.”a dönüştü. Bizim sosyal sorumluluğumuz ana işimiz değil, ana işimiz kurumlar için etki yaratan etkinlikler, eğitimler, kurgular ve senaryolar oluşturmak. Bunlar da aslında problem çözme, eleştirel düşünme, dijital yetkinlikler, iletişim yetkinlikleri, fikirlerin akışkanlığı gibi 21. yüzyıl yetkinliklerine yönlendiren kurgular, atölye çalışmaları ve eğitimler. Burada da halihazırda birçok büyük firmayla çalışıyoruz. Hem bunlarla eski kurgularımızı güçlendirip hem de yeni kurgular üstünde çalışıyoruz.

5)Son zamanlarda girişimcilik oldukça popüler hale geldi. Kurumsal işletmeler, buna nazaran popülaritesi azalan bir kulvar. Etkinlik ve konferanslarla öğrencileri girişimciliğe teşvik etmeye nasıl bakıyorsunuz?

-Bu dönemde girişimcilik popüler ve iş, sanki tek yol girişimcilikmiş gibi bir noktaya gitti, bu doğru değil. Kurumsal, güzel bir okul, kurumsalda çalışmak iyi bir şey aslında ve kurumsalda hayat boyu da çalışabilirsiniz. Çünkü dediğim gibi bu bir kişilik meselesi, siz orada ev kedisi olarak da rahat edip orada kalabilirsiniz. “Yok ben sığamıyorum bu eve” dersiniz, sokak kedisi olarak girişimci olursunuz. Herkes girişimci olacak diye bir şey yok. Girişimcilik gerçekten zor bir şey ama bundan dolayı şunu öneriyorum ben, üniversitedeyken özellikle riskiniz azken girişimciliği deneyebilirsiniz. Batıp çıkabilirsiniz. Kaybedecek şeyiniz daha az. Benim gibi 39 yaşında bu işlere girmek daha zor. Ama kurumsal tarafa da girip oradaki insan ilişkilerini, süreç yönetimini, hiyerarşiyi, neyin yapılmaması gerektiğini görüp girişiminizi öyle kurmak da sizin için iyi bir yöntem olabilir. Herkes girişimci olacak diye bir şey yok çünkü. Onun için girişimcileri de böyle genelde rahat, devamlı Starbucks’ta, KolektifHouse’da cafe latte içip muhabbet eden insanlar olarak görüp  “Öyle olmak istiyorum ben de.” demeyin. Herkes Mark Zuckerberg, Nevzat Aydın olmayacak. Ama bunların yanında, keyifli. Gerçekten özgürlüğüne düşkünsen, yapmak istiyorsan ve bunun için çılgınca çalışıp bir sürü fedakarlık yapmaya hazırsan aslında, “Bu fedakarlıklara da katlanacağım ama iz bırakacağım, bunu kendim yapacağım.” diyorsan tabi o zaman da girişimci olman lazım, kurumsal hayat sana uygun değil.

6) Çocuklar için teknoloji kullanımı hakkında yazı ve videonuz bulunuyor. Sizce çocuklar için teknolojiyi nasıl yararlı hale getirebiliriz?

-Teknoloji kullanımı şart. “Çocukların eline iPad vermeyelim.” gibi laflar var, bunlar yanlış. İleride iPad de telefon da kalmayacak, lens veya gözlük gibi şeyler bize entegre olacak. Çocukların kullanabileceği en erken yaştan itibaren, o yaşlar 4-5 yaşları, teknolojiyi kullanmaları lazım, tabii kontrollü kullanmalılar. Bu olay çocukları sokağa çıkartırken uyarmaya benziyor. Burayı da dijital bir sokak olarak görüp çocukları gerekli şekilde tembihlemek lazım. 4 yaşındaki çocuğu İstiklal Caddesi’ne yalnız çıkartmıyorsan bilgisayar başında da yalnız bırakmayacaksın ya da ilgili araçları kurup nerelerde vakit geçiriyor bunları takip edeceksin. Erişimini zaman süreli yapacaksın ki gerçek hayat diye bir şeyin varlığından uzaklaşmasın.Bu çok önemli çünkü yapılan bir ankette Ceo’ların işe alınacak çalışan seçerken en çok istediği yetkinlik iletişim becerisi olarak çıktı. Konuşurken insanların gözlerine bakabiliyor musun, lafını anlatabiliyor musun, hikaye anlatabiliyor musun, bunlara bakılıyor. Çocuklar kontrolsüz teknoloji kullanımı yüzünden bunları yapamaz oldular.

7) İlerleyen yıllarda gelişen teknolojiyle mesleklerin kapsamı değişecek, birçok işi robotların yapması mümkün hale gelecek. Yazılımlara güvenip onlara ne kadar yetkinlik verebiliriz?

-Bu konuda, Singularity University’nin açıkladığı teoriye göre, 2030 yılı civarında yapay zeka insan beyni kadar işlem yapıp insan beyninin yerini almaya başladığı zaman, zaten robot sen oluyorsun. 2030 çok yakın bir tarih, zaten ondan sonrası da Big Bang gibi, ne olacağı bilinmiyor, Singularity noktası burası. Gelişimin grafiği eksponansiyel artarak gidiyor ve teknoloji 2030 yılında bir insan beynine, 2033’te tüm dünya beynine ve 2034’te 6 milyar x 6 milyar kadar beyne sahip oluyor. Ondan dolayı ortada biri iyi, diğeri kötü iki farklı görüş var. Elon Musk kötü tarafta, robotların bizi yok edeceğini düşünüyor. Açıkçası ben de o taraftayım, insan beynine sahip olduğunda robot her şeyi yapabilir. Hatta ölümsüzlük konuşuluyor, biyolojik olarak ölebilirsin ama senin beynin robottaysa o zaman o  seni devam ettirebilir, sabah kalktığında seninle aynı tepkileri verecek, duyguları aynı olacak. Bir taraf da bu konuda pozitif görüşte, gelişmelerin iyi olacağını ve teknolojiyi kendimiz için kurgulayacağımızı savunuyor. Ne olacağını göreceğiz. Bu konuda etik gibi yeni kavramlar da işin içine girecek. Sürücüsüz araçların öncelikli olarak kimi koruyacağı gibi, bu konuda BBC’nin yürüttüğü araştırmalar var. Zamanla teknolojiye ne boyutta güvenebileceğimizi göreceğiz. Teknoloji ve bilime güvenmek zorundayız. Çünkü bugün dünyada tüm savaşlara, anlaşmazlıklara rağmen genele baktığımızda yayınlanan raporların da gösterdiği üzere insan hakları konusunda iyiye bir gidişat var. Yaşam şartları hepimiz için iyileşiyor. Hatta şöyle ki, çoğumuz bir padişahtan daha iyi yaşıyoruz. Elektriğimiz var, dünyanın öbür ucundan birçok farklı yemeği bulunduğumuz yerden yiyebiliyoruz, bunlar o eski zamanlar için ulaşılamaz imkanlardı. Globalizasyonla birlikte ortalama insan ömrü bile çok arttı. Bu iyileşmeler devam edecek ve bunlar hep bilim ve teknolojinin sayesinde olacak, bu yüzden teknolojiye güvenmeliyiz. Umarım bunlar insanlığın yararı adına işleyen yapılar olur.

8) Kısa sürede binlerce gencin teknoloji ve girişimcilik alanında eğitim almasını sağladınız. Sizce bu gibi konularda verilen eğitimlerde dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?

-Benim bahsettiğim şeylerin ötesinde, World Economic Forum’un da açıkladığı, 2030’da mutlaka gerekli olacak bazı yetkinlikler var. Biz de aslında başından beri onları örnek alarak çalışmalarımızı yürütüyoruz. Nedir bunlar? Problem çözme, esneklik, büyüme bakış açısı… Bunlar bir bakıma hep girişimcilik yetkinlikleri aslında, çünkü bir girişim yaptığınızda devamlı bunlarla uğraşıyorsunuz. Ek olarak dijital yetkinlikler, en azından dijitali işiniz için doğru kullanabilecek baz yeteneklere sahip olmanız olarak tanımlanabilir. Kodlama gerekli mi değil mi net bir şey söyleyemem, sonuçta herkes yazılımcı olmayacak ama kodlamanın tabanı, algoritma mantığı gibi konulara hakim olduğunuzda bir yazılımcıyla konuşacağınız zaman rahat edersiniz. Bu teknolojiler artık iyice hayatımıza girmişken, bilmemek olmaz. Office tool’larını vesaire gözünüz kapalı kullanıyor olmanız lazım bence. Word, excel gibi oldschool görünen ama gerçekten hayat kurtaran temel sistemlere hakim olmalısınız. Blog kurmayı, WordPress’de sayfa açmayı, kısacası bu tip basit etkinlikleri biliyor olmanız lazım. Örneğin ben Maker Türkiye’yi bu şekilde kurdum. Önce Maker Türkiye Çocuk Eğitimleri ile başladım, site kurup servisi açtım ve “Açıldık.” dedim. İlk kayıtlar oradan geldi, sonra tek tek hepsini arayıp kayıtlarının alındığını, eğitimin yerini ve zamanını söyledim. İlk eğitimimi işte böyle, Beşiktaş’ta kiraladığım dershane sınıfında 8 kişiyle gerçekleştirdim. Makers Türkiye işte böyle tamamen yalın girişimcilik yöntemleriyle başladı. Onun için bu basit dijital yetkinlikleri bildiğiniz anda size çok fayda sağlayacağını düşünüyorum.

9) Makers Türkiye olarak ülkemizde birçok çocuğa tasarım, kodlama ve benzeri alanlarda eğitim verdiniz. Bu oluşumu global bir yapı haline getirme planınız var mı? Dünyanın farklı bölgelerinden insanlara hitap etmek ister misiniz?

-Şu sıralar, yılın ikinci yarısı için global bir iş kurduk. Bu programda Şili, Meksika, Pakistan ve Türkiye olarak 4 ülkeden katılımcı var. Biz bunu büyütmeyi, büyük bir network haline getirmeyi istiyoruz. Şuan sadece paylaşım yapıyoruz, herkes ne iş yaptığını ve neler yapabileceğini anlatıyor. Zaten farklı piyasalar olduğu için rekabet ortamı yok. Bu tarz bir oluşum gelişmiş piyasalardan değil de bizden çıksın istedik, bu nedenle gelişmekte olan ülkelerle çalışıyoruz. Amerika, İngiltere gibi ülkelerin öncü olması yerine bunu biz başlatalım, onlar bize sonradan katılsın istedik. Bunu Amerika’da gittiğim konferansta tanıştığım Şilili arkadaşım ile başlattık. Daha sonra Meksika katıldı, sanırım Rusya’dan da bir arkadaş katılacak gibi. Şimdilik oralarda bir ofis kurma planımız yok çünkü orada eğitim işinde rekabete gitmek bence doğru bir şey değil, çünkü bu ölçeklenebilir bir iş değil. Oraya ofis kurup eleman bulundurmak ve buradan yönetmeye çalışmak zor olurdu, onun yerine çıkaracağımız yenilikçi ürünleri dünyaya satmak istiyoruz. Mesela bir yazılım, bir app ya da yapay zekayla ilgili bir gelişmeyi bütün dünyaya servis olarak satmak çok daha mantıklı. Video çekip Udemy üzerinden insanlara ulaştırmak gibi işler ölçeklenebilir işlerdir, bu konuda belediyeler ve valiliklerle konuşuyoruz, bunları bin, on bin çocuğa ulaştırmak istiyoruz. Bu videoları 3 kişiye ulaştırmakla bir üniversitenin tamamına vermek arasında bir fark yok, çünkü maaliyetlendirmiyoruz, bir kere çekip hazırladığımız şeyi dağıtıyoruz ve personel harcamıyoruz. Onun için ölçeklenebilir işle ilerlemek daha mantıklı. Diğer türlü, fabrika kurmak gibi süreçler biraz daha geleneksel ekonomide kaldı. İş büyüdükçe maaliyeti de büyüyen, bina kurmak, kira vermek gibi masrafları çıkan işler ölçeklenemeyen işlerdir. Esas ölçeklenebilir iş, Instagram gibi 8 kişilik ekiple 1 milyar dolara satılan iştir. Bu tip işlerle büyümek daha mantıklı geliyor, iş ölçeklenebilir olmayınca gelirin herhangi bir şekilde kesildiği anda batıyorsun çünkü giderin aynı kalıyor.

10) Bugünün gençlerine, üniversite öğrencilerine tavsiyeleriniz nelerdir?

-Deneyin, yanılın, bir sürü yere girip çıkın, hem kendiniz bir şeyler yapmaya çalışın hem bir yerlere girin çıkın, öğrenin. Biraz sebat edin, yeni nesil sebat etmek konusunda biraz sıkılgan. “Sebat etmek ne demek?” diye düşünüyorsunuz şimdi. Çok aceleci yaklaşımlarınız var, hemen böyle “Ne zaman genel müdür olacağım? Ne zaman Mark Zuckerberg olacağım?” benzeri düşünceleriniz var. Bir yeri beğenmeyince hemen terk etme eğilimindesiniz. Bunu yapmayın, girdiğiniz yerde en azından 6 ay – 1 sene geçirmeye bakın ve girebildiğiniz yere kadar girin. Bu tüm farklı işlerde yapılabilir. Özellikle üniversite döneminde ve ondan sonraki 5 sene boyunca generalist olun ve yapabileceğiniz kadar işi yapın. Yazılım firmasına gir bir şey yap, başka yere gir bir şey yap ve sonrasında hikaye birleşiyor. İlk 5 sene çok para odaklı olmayın, zaten sonrasında o paralar size komik gelmeye başlıyor. Öğrenmeye bakın, daha fazla etkinlik, daha fazla insan tanımak, daha fazla network elde etmek için çabalayın, ondan sonra inandığınız şeyi yaptıkça para zaten gelecektir.

11) Son olarak varsa idolleriniz, favori filmlerinizi, şarkılarınızı ve kitaplarınızı öğrenebilir miyiz?

İdol:

Joi Ito (MIT Media Labs Director)

Favori Kitap:

Rework – Jason Fried

Favori film:

Fight Club

3 favori şarkı:

Radiohead – Fake Plastic Trees

Pink Floyd – Shine On You Crazy Diamond

Büyük Ev Ablukada – Çamur

RÖPORTÖRLER: Nil Gürsoy – Yasin Erdem